+90 533 301 47 86

Sosyal Medyada Biz}

Ankara Şubemiz Hizmetinizde!
2017 Mayıs itibari ile Ankara şubemizle hizmetinizdeyiz.
Ankara Şubesine Ulaşın

Özüne Güvenen Çocuk

Özüne Güvenen Çocuk

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

0-6 yaş arası, çocuk gelişiminin hızla yönlendiği kritik yıllardır. Bu erken gelişim yıllarında temeli atılan beden gelişimi, psiko-sosyal gelişim ve kişilik yapısının, ileri yaşlarda yön değiştirmekten çok aynı yönde gelişme ihtimali daha yüksektir. Araştırmalar, çocukluk yıllarında kazanılan davranışların yetişkinlikte, bireyin kişilik yapısını, tavır, alışkanlık, inanç ve değer yargılarını büyük ölçüde biçimlendirdiğini ortaya koymaktadır. Okul öncesi dönemde çocuğun yaşamındaki en etkili sosyalleştirme kurumunun da aile olduğunu ve çocuğun bu dönem içinde ağırlıklı olarak anne babayı taklit ederek ya da model alarak öğrendiğini düşünürsek anne babanın çoçuğun duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimindeki ya da kişilik gelişimindeki önemi büyüktür.

Özgüven Nedir?

Özgüvenin “sevilebilir olma duygusu” ve “yeterli olma duygusu” olmak üzere iki boyutu vardır. Kısaca, bireyin kendisiyle barışık olması olarak tanımlanabilir.
Çocuğa özgüven kazandırma, çocuğun öğrenme, sevme ve yaratma yeteneğini güçlendirmektedir. Özgüven mutlulukla ve hayattaki başarıyla ilgilidir. Özgüvenli çocuklar kendilerini olduğu gibi kabul edebilmekte ve sevebilmektedirler. Yaşamsal bir gereksinim olan özgüvenin eksikliği yetişkinlikte mutsuzluk, yetersizlik, aşağılık kompleksi gibi sonuçlara neden olurken; fazlası da narsizm, bencillik, tatminsizlik gibi sonuçlar doğurmaktadır. Çocuklarımızı özgüvenli yetiştirmek elbette mümkündür. Çocuklarımıza hiç sorumluluk vermeyip onların yerine her türlü sorumlulukları yerine getirdiğimizde, “Aman çocuktur!” yaklaşımı ile onların sorunlarını kendi ellerimizle çözdüğümüzde yaşam becerisi düşük, sürekli yetersiz hisseden çocuklar\yetişkinler olma olasılıkları da artıyor. Bu durumda çocuklar\yetişkinler yapabileceği şeyler karşısında bile “Ben yapamam!” tavrı sergiliyorlar. Zamanla bu algı inanç haline geliyor. Genelde terapi sürecinde iplerin nerede koptuğunu bile hatırlamadıkları görülüyor. “Yapamam!” inancını kırmak bazen düşünüldüğünden çok daha zor olabiliyor ve zaman ilerledikçe terapide mücadele edilmesi gereken sorun yumağı büyüdükçe büyüyor.
Bunun tam aksi biçimde çocuğa yapamayacağı sorumluluklar yüklendiğinde, her durumda “Benim çocuğum yapar!” gibi bir yaklaşım sergilendiğinde, çocuk istediği her şeye anında ulaştığında; bencil, kendini aşırı derecede seven, başarısızlık karşısında tahammül edemeyen çocuklar\yetişkinler olma olasılıkları da artıyor. Bu tür durumlarda çocuklarımıza atfettiğimiz ve gizli bir gururla söylediğimiz; “Bizim çocuk aşırı özgüvenli!” yaklaşımı aslında çocuğumuza hormonlu bir özgüven yüklediğimiz anlamına gelir. Hormonlu yiyeceğin içi boştur, dıştan güzel görünür yediğinizde tat almazsınız. Hormonlu özgüven yüklediğimiz çocuklarda böyledir ne yazık ki! Gerçeğe anne-baba olarak yıllarca gözümüzü kapatabiliriz kuşkusuz; fakat çocuk olasılıkla; yaşam süreci içinde bir yerlerde gerçeğe gözünü kapatamayıp ve boş bir yaşam sürdüğünü fark edecektir. Bu farkındalık son derece acı ve dayanılması güç bir yaşantıdır. Bir zamanlar iyiliğini istediğimiz çocuklarımızın gözyaşlarına tanık olmak birçok anne-babaya fazlaca acı vermektedir. Yani çocuğumuz ne kadar başarılı, uyumlu, sorunsuz olursa olsun çocuğa yapılan mükemmellik vurgusu ilerde ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Kendilerini hatadan arınmış gibi algılamaya, bunun aksi olduğunda dayanılmaz bir öfke hissetmeye başlayabiliyorlar. Çocuklara sürekli söylenen –malı, -meli’ler yetişkinlikte yaşamını derinden etkileyen sonuçlar doğurabiliyor. Duruma müdahale edilmediğinde ve süreç fazlaca ilerlediğinde kaygı, takıntı bozuklukları olarak karşımıza çıkabiliyor.

Çocuğumuzu kendi istediğimiz kalıba sokarak onu yapar, bunu yapamaz gibi yüklemeler yapmak yerine; hatalarını anlayıp bağışlamak, başarılarını abartmadan takdir etmek. Çocuklarımızın çıtalarını tarafsız gözlerle anlamak ve kabul etmek; çocuktan da o çıtayı –ne azını, ne çoğunu- beklemek çocuğumuza yapacağımız en güzel yardım olmaktadır. Böyle büyüyen çocuklar güçlerinin yettiği şeyler için mücadele eden, başarısızlığa uğradıklarında bunun ne kadar insanca olduğunu gören, kendilerini hatalarıyla, başarısızlıklarıyla da sevebilen yetişkinler olabilmektedirler.

Çocuk yetiştirmek; kendi duygularımızı tatmin etmeyi değil, çocukların sağlıklı birer birey olmaları için doğru olanı yapmayı gerektirir.

Özgüveni Yüksek Çocuklar;

• Doğal merakını korumaktadır.
• Öğrenmeye isteklidir.
• Mücadele etmeyi sever.
• Gerektiği anda dikkatini yoğunlaştırabilir.
• Başarısızlıklarını ve hatalarını ders almak için fırsat olarak değerlendirir.
• Genellikle, eleştiriye karşı hoş görülüdür.
• Makul taleplere ve sorumsuz davrandığında uygulanan yaptırımlara karşı olumlu bir tavrı vardır.
• Başkalarıyla değil kendisi ile yarışır.
• Güçlü ve zayıf yönlerinin farkındadır.
• Akademik çaba göstermekten zevk alır.

06 Temmuz 2016
1.041 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Tuğba YÜCEL Tuğba Yücel - DoktorTakvimi.com