+90 533 301 47 86

Sosyal Medyada Biz}

Ankara Şubemiz Hizmetinizde!
2017 Mayıs itibari ile Ankara şubemizle hizmetinizdeyiz.
Ankara Şubesine Ulaşın

Değişen İfadeler – Dönüşen Aileler

Değişen İfadeler – Dönüşen Aileler

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

Geçen hafta etkin dinleme becerisinden söz etmiştik. Bugün örneklerle, etkin dinleme becerisi geliştiren ailelerde yaşanan dönüşümü anlatmaya çalışacağız.
Ana-babalar etkin dinlemeyi evde kullanmakta ustalaştıkça, sonuçlarını görürler. Bu beceriye başlarda duyulan kuşku, sonraları yerini kendini beğeniye bırakır. Aileyi, ev ortamını değiştiren temel şeylere gelince:

“Seni Duyuyorum”un Büyüsü
Etkin dinleme sayesinde karşımızdaki kişiyi sadece dinlemiş olmadığımızı, aynı zamanda karşımızdakini duyduğumuzu daha önce belirtmiştik. Karşımızdaki kişiyi duymak iletişimin seyrini değiştirir.

Örnek Olay: (Bir Baba Anlatıyor)

Yemek masasında oturmuş yemek yiyorduk eşim ergenliğe yeni giren oğlumuza döndü ve bir şey sordu. O da annesine döndü ve kızgın bir boğa gibi “Beni delirtiyorsun anne!” diye bağırdı. Oğlumuzun öfkeden alnındaki damarlar kabarmıştı. Onun bu haline hemen müdahale etmek istedim, annesiyle böyle konuşamayacağını, saygısızlığa tahammülün olmadığını, annesinin benim için çok kıymetli olduğunu söyleyecektim ki; eşim, oğlumun yüzüne bakarak, “Seni sinirlendiriyorum değil mi?” dedi. Oğlumun yüzündeki ifade görülmeye değerdi doğrusu. Şaşırdı, bağırmaya kendini öyle hazırlamıştı ki oysa, bağıramadı. Sesi yumuşadı ve “Evet anne” dedi. Sonra utangaç bir tavırla ekledi: “Galiba ben de seni sinirlendiriyorum!” kulaklarıma inanamadım. Normalde saatlerce hatta günlerce sürecek bir çatışma birkaç dakikada çözümlenivermişti.

Özellikle ergen çocuklarımıza bu tür durumlarda “haddini bildirme” yarışına gireriz anne babalar olarak. Elimizden kayıp gittiklerini zannettiğimiz ergen çocuklarımız için yapacak bir şeylerimiz olsun isteği, onlara süreğen biçimde akıl verme olarak karşımıza çıkar. Oysaki çocuğun ihtiyacı duygusunun mantıklı biçimde yeniden dönüştürülmesi, masaya yatırılıp otopsisinin yapılması değildir. Çocuğun ihtiyacı duyulmaktır. Yukarıdaki örnekte çatışma durumunun devam etmemesinin tek bir nedeni vardır; o da anne çocuğunu duymaktadır. Bu durumdayken çocuğa büyüklerine saygı mesajı vermek çocuğun daha da hırçınlaşmasından başka sonuçlar doğurmayacaktı muhtemelen…

Örnek Olay: (Bir Anne Anlatıyor)
Gök gürültüsü ve şimşek küçük kızımı çok korkutmuştu. Özellikle ses ve evin içine kadar gelen ışık parçaları onu altüst etmişti. Ağlayarak yanıma geldi, korktuğunu söyledi. Engelleri sıralamaya başladım: “Sadece bulutlar birbirine çarpıyor, ağlamanı gerektirecek bir şey yok.” Ama daha çok ağlamaya başladı. “Ama ben korkuyorum işte!” dedi. Çok üzülmüştüm. “Canım benim o sadece bir ses, canını yakmaz ki, sesten korkulur mu hiç?” dedim. Sesi daha da yükseldi. Hıçkırmaya başladı. O anda aklıma sözünü ettiğiniz “etkin dinleme” yöntemleri geldi. “Canım kızım, gök gürültüsü seni çok korkutuyor, bir an önce bitmesini istiyorsun!” dedim. Birdenbire ifadesi değişti. Ağlamayı bıraktı, “Evet anne, bitsin!” dedi, sarıldık sıkıca.

Bu olayda çocuğun ihtiyacı yine duyulmak ve anlaşılmaktı. Anne çocuğa korkmamak için bir sürü neden sıraladı ama işe yaramadı, çünkü çocuğun ihtiyacı korkmama nedenleri duymak değil; korkusunun normal olduğunu hissetmekti. Yapılacak şey sadece küçük bir anlayış değişikliğinden ibaret.

Örnek Olay: (Kendi Yaşadığım Bir Olay)
Annemin arkadaşlarının olduğu bir ortama girmiştim. Arkadaşları, çocukları; ortam kalabalıktı. Küçük bir kız (4 yaşında) çocuğu annesinden ısrarla dondurma istiyor, anne de onu duymaksızın paramız yok, hasta olursun! Diyor, çocuğunu koltuğunun altına alarak susmasını sağlamaya çalışıyordu. Bu konuşmalar ve davranışlar değişmeden 3-4 kez tekrarlandı. Anne bu durumu hemen her gün yaşadıklarını söylüyordu. Sonunda dayanamadım ve küçük kızın yanına gidip, Biraz sohbet edelim mi? Diye sordum. Önce çekindi, annesinin gözüne baktı, sonra kalktı ve elimden tuttu. Yan odaya geçtik küçük kızla. Aramızda geçen konuşma şöyleydi:
Ben: Sanırım canın çok dondurma istiyor.
Çocuk: Evet çok istiyorum.
Ben: Ben de çok istiyorum.
Çocuk: (Gülümsedi…)
Ben: Sanırım şu an henüz dondurma yiyecek kadar havalar ısınmadı, ben hasta olmaktan korktuğum için yemiyorum. Annen de senin hasta olmanı istemiyor gibi geldi bana.
Çocuk: Para da yok.
Ben: Hem zaman uygun değil hem de para yok.
Çocuk: Evet ama canım çok istiyor.
Ben: Gözlerimizi kapatalım ve bu odada bir sürü dondurma olduğunu ve onları yediğimizi hayal edelim mi?
Çocuk: (Gülümseyerek kafa salladı)

Gözlerimizi kapattık ve dondurma hayal edip yedik, hem de ses çıkararak. Sonra kahkaha ile gözümüzü açtık.
Ben: Şimdi iki seçeneğimiz var ya şu anda dondurma almak için ağlayacağız, ya da havaların ısınması ve paramızın olması için biraz bekleyeceğiz. Ne dersin?
Çocuk koşarak kalktı, kapıyı açıp içeri gitti, annesine “Anne bekleyeceğiz!” dedi. Annesi şaşkınca bana bakıyordu. Bu olayın üstünden yaklaşık iki ay geçti ve o küçük kız iki aydır dondurma için hiç ağlamamış.

Bu olayda da temel olan nokta çocuğu duymaktı. Çocuğun isteğinin anormal olmadığını, fakat şu an şartların o isteği karşılayacak kadar uygun olmadığını çocuğa uygun biçimde aktarmak işin sırrıydı. Etkin dinleme-çocuğu duymak herkesin oldukça insani bir gereksinimini karşılar. Herkes anlaşılmak, duyulmak ister. Bizim genel olarak en büyük yanılgımı; duygular karşısında yargıç görevi üstlenmemizdir. Oysaki karşımızdaki ister küçük bir çocuk, ister bir yetişkin olsun isteği tam olarak anlaşılmak, duyulmaktır. Hiç kimse “Neden ağlıyorsun?”, “Bunda öfkelenecek ne var?”, “Korkulacak bir şey yok!”vb. cümleleri duymaktan hoşlanmaz. Bu cümleleri söylemek mutlu olan birine “Mutlu olacak bir şey yok!” , “Neden seviniyorsun?” demekten farksızdır. Olumsuz olduğunu zannettiğimiz duygular karşısındaki tutumlarımızı biraz gözden geçirmekte yarar vardır. Çünkü olumsuz duygu yoktur, tüm duygular normaldir, buna karşılık olumsuz sonuç vardır. Çocuğumuzun öfkesi ile kavga etmek bize hiçbir yarar sağlamaz, fakat öfkenin sonuçlarıyla kavga etmek işimize yarayabilir.

Çocuklarımızı korkutan, canını yakan, hayal kırıklığına uğratan, yalnızlıklarına neden olan, ağlatan, üzdüren şeyler yaşadıklarından çok, bizim onları sürekli farklı bir varlık olarak görme eğilimimizdir. Çocuklar da onaylanmak isterler. Gerçek bir birey olarak kabul edilmek isterler. Biz ise onların bize söylemek istediklerini duymaz; durumu, süreci kontrol etme yanılgısı ile, kendilerini daha da kötü hissedecekleri tepkiler veririz. İnsanların en büyük sorunu, dinlenilmemek, duyulmamaktır. Bizim ebeveynler olarak yapmamız gereken; çocuklarımızın sorunları karşısında sorun çözücü değil, dinleyici, duyucu görevi üstlenebilmektir.

Çocuklarımızı ve birbirimizi duyabilmek dileklerimle…

06 Temmuz 2016
1.049 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Tuğba YÜCEL Tuğba Yücel - DoktorTakvimi.com