+90 533 301 47 86

Sosyal Medyada Biz}

Ankara Şubemiz Hizmetinizde!
2017 Mayıs itibari ile Ankara şubemizle hizmetinizdeyiz.
Ankara Şubesine Ulaşın

Sokak ve Çocuk

Sokak ve Çocuk

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

“Ben oyun oynamak istiyorum anne!”

Çocukluğumu anımsıyorum da, okul kapandığında sokak oyunları açılırdı. Sokaktan eve girmek istemez, sokakta keşfe çıkardık. Oynar ve çocuk olurduk….
Bugünün çocuklarına kimsenin ayıracak zamanı yok ne yazık ki. Okul bittiğinde boşlukta kalakalıyor birçoğu. O kurstan bu kursa, o yaz okulundan bu yaz okuluna, o etkinlikten bu etkinliğe başlıyor büyük bir koşturmaca. Çocuklar çocuk olduklarını unutup olabildiğince koşuyor; kendi keşfini yapamıyor, başkalarının keşfine bakıyor hayranlıkla; kimi zaman da sıkılarak. Çocuk olmak ne demek bilemiyorlar, büyüdüklerinde “Ben çocukken…” diye başlayacak tüm anılar yok oluyor gün gün hiç bilmeden. Özlem alışılmadık olanadır, kendine ait olanadır, üretilenedir; fakat günümüz çocuklarının çoğunun maruz kaldıkları ortadadır.

Ne zaman sokakta oynadığı üretilmiş oyunu anlatan bir çocuk görsem, dikkat kesilirim ne diyecek diye. Çünkü sokak, yaşamın bir provasıdır adeta. Orada hata yapmayı, kırmayı, kırılmayı, mücadele etmeyi, hayır diyebilmeyi, kabul görmek için çaba göstermeyi, lider olmayı, kimi zaman sevgiden yoksun kalmayı, dışlanmayı, ağlamayı öğrenir çocuk. Düşer, kalkar; yollar arar çıkmazlarına. Yener, yenilir, incinir, üzülür ve sevinç çığlıkları atar orada çocuk. Yaşamın gerçek yüzünün yansımasıdır sokak.

Çocukların güvensiz olduğu için sokaklardan izole edilmesi, park eden arabalardan oynayacak yerlerinin kalmaması, anne-babalarının korumak adı altında çocukları içine ittikleri fanusun ten geçirmezliği; televizyon ekranından yaşamı öğrenen, sanal ortamda da öğrendiklerini kimliksizce uygulayan çocukların sayısını gün geçtikçe artırmakta ne yazık ki.

Sokakta hatanızı sevme ve ona sarılma şansınız var çocuk da olsanız. Mücadele eder çocuk sokakta; insan olmanın yollarını arar; anne, baba, öğretmen, polis, hırsız, çocuk, sütçü, çöpçü, patron, işçi olur sokakta; prova eder yaşamı. Ve bilgisayar başında kimliksiz olur, sıkışınca bir tuşla kaçıp, kurtulabilir. Patron kendisidir, en güçlü kendisidir, en aşılmaz en zor kendisidir. Canını sıkanı engeller tek tuşla, sevdiğini dürter olur biter işte. Gerçek yaşamda bulamayacağı ne varsa bilgisayar başında emrindedir hepsi. Sokakta annesinin bacaklarından ellerini ayıramayan çocuğun, sanal âlemde yüzlerce arkadaşı vardır. Bu bir parçalanmadır aslında tıpkı beden-zihin parçalanması gibi. Sokakta, gerçek yaşamda yer bulamayan çocuk-ergen sanal dünyada yer arayışına çıkar. Arkadaşının karşısına çıkıp söyleyemeyeceklerini sanal âlemden iletir. Omuz omuza yapılan gelişimsel kavgalar yerini sanal ve akıl almaz tehditlere bırakır. Yaşamın “hoşuna gitmiyorsa bombayı at ve kaç” gibi algılanmasını meşrulaştırır sanal âlem. İnsansız, nefessiz, kişinin kendi bireyselliğinde boğulup kaldığı, kendine yetmeye çalışırken kendinden olduğu bir yaşam biçimi ideal olan halini alır.

Aslında temel sorun bizim kültürel olarak siyah-beyaz biçiminde bir yaklaşımımızın olması. Sokağın tamamen yasaklanması, bilgisayarın tamamen yasaklanması, televizyonun tamamen yasaklanması ne kadar yanlışsa; çocuğun tamamen sokağa atılması, tamamen bilgisayara ya da televizyona bağımlı hale getirilmesi, tamamen tatil kitaplarına, kurslara, etkinliklere boğulması da o kadar yanlıştır. Bu yüzyılın çocuklarını da kendimizi de; sosyal medyadan, sanal âlemden arındırma gibi bir işe girişmek ne mümkündür, ne doğrudur. Gerçek yaşam ne kadar keskin? Her şeyi yerli yerince kullanmak, hem teknolojinin olanaklarından faydalanmak hem de teknolojinin esiri olmamak çok önemli. Amacına uygun kullanıldığında teknoloji müthiş bir kolaylaştırıcı zenginleştirici, sınırları kaldıran adeta çocukluk hayalimiz “Alaeddin’in sihirli lambası” gibidir. Fakat amacına uygun kullanılmadığında kirlenme, yozlaşma, her şeyi erkenden bulacağım derken kimliğini kaybetme halidir.

Çocuğun yaşamı öğrenmesi için her türlü yalıtımın zararlı olduğunu düşünüyorum.

Çocuğa zaman ayırmak, çocuğun gelişmesine, büyümesine, keşfetmesine izin verebilmek, çocuğun yaşamını çocukluğundan keskin sınırlarla ayırmak; öyle ortada kalakalmasına yol açmak oluyor diye düşünüyorum. Eğitim sistemimiz çocuklarımızı yeterince çocukluklarından koparıyor, bari biz yapmayalım!

Küçük bir danışanımın arzusu ile bitirmek istiyorum yazımı:
“Ben oyun oynamak istiyorum anne!”

06 Temmuz 2016
904 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Tuğba YÜCEL Tuğba Yücel - DoktorTakvimi.com