Mağaza

Sevge Olmak

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

Sevmek çocuğun kalbine
hiç solmayacak bir tohum ekmektir!

Çocuk sevgisi sonradan kazanılması güç olan bir meziyet, diye düşünüyorum. Anlamak, gözlerinin içinin yansıttığını görmek, gerekirse onunla gözyaşı dökmektir çocuğu sevmek. Onun acısının kalbinizin en hassas yerini acıtması, mutluluğuyla tüm sıkıntılarınızı unutturması, sevgisiyle ruhunuzu beslemesi…

Zor bir iştir çocuğu sevmek!
“Çileden çıkaran” çocuğu sevmek!
“İnatçı” çocuğu sevmek!
“Karamsar” çocuğu sevmek!
“Yerinde duramayan” çocuğu sevmek!
“Anlayamayan” çocuğu sevmek!
“Özel gereksinimli” çocuğu sevmek!
“Problem” çocuğu sevmek!
“Sümüğü ağzına kadar inmiş” çocuğu sevmek!
“Altını ıslatmış, tüm sınıfı dayanılmaz bir kokuya boğmuş” çocuğu sevmek!

Çocuk sevgisi bir yetenektir. İşte bu yüzden bu yeteneğe sahip olan insanlar için çocuğun hiçbir özelliği onun sevilmemesi için yeterli bir neden oluşturamaz. Kolay-zor, güzel-çirkin, temiz-pis, ……… hiç fark etmez seven için. Sevgi koşulsuzlukla beraberdir. “Eğer…” diye devam eden cümlelerle başlanmaz sevgiye. Zaten o sevgi de değildir. Sevenin duyguları koşulsuzdur; her çocuğa açıktır kalbi. Zor çocuklardan uzak durmayı, olabildiğince sınıfın dışına atmayı, okula gelmedikleri zaman mutlu olmayı, sınıfın içinde sürekli uyararak ve dışlayarak onu daha da zorlaştırmayı tercih eden FAKAT bir yandan da diğerlerini sevdiğini iddia edenler yalancıdırlar; kendileri bile inanırlar söyledikleri yalana.

Öğretmenliğin başlangıcı da bitişi de ancak sevgiyle mümkündür. Ötesi sadece para kazanmaktır…

Koşulsuzca seviyorum tüm çocuklarımı. Hepsi öyle güzeller, öyle temizler ki; insan bakmaya kıyamıyor çoğu zaman, her şeye değer olduklarını tüm kalbimle yaşıyorum. Öyle büyükler ki çocuklarım, her geçen gün kalbimin biraz daha büyümesi ondan. Yaşadığım her türlü sıkıntı onların yüzlerinde değişiveriyor. Her gün yeni bir şey öğretiyorlar; hayatı, mutluluğu, acıyı, sevgiyi, direnmeyi, ayakta kalmayı, savaşmayı; en sonunda yaşamayı… “Öğretmenim!” hitabını ilk duyduğum günü bugün gibi anımsıyorum. İnsanın hayatta duyabileceği en güzel hitap budur diye düşünmüştüm; “ANNE!” den sonra…

Bir gün dünya güzeli bir birinci sınıf öğrencim; aniden durdu ve annesine dönüp “Anne dur, Tuğba öğretmenimin kokusunu aldım!” dedi. Arkasına heyecanla dönüşü, gözlerimde duruşu, birbirimize sarılışımız hiç gitmez düşlerimden. Dilerim ki hiç gitmesin ömrümce…

Bir öğrencim pişmanlığını anlatan bir mektubunda: “Ben sizi hayatımdan bile çok, annemden bile çok seviyorum!” yazmıştı. Bu sevgiyi yaşayıp da ağlamayan göz olabilir mi evrende?! Bu cümleyi okuduğum an tüylerim ürperdi, ne büyük bir sorumluluk taşıyorduk öğretmen olmakla, bu sevgiyi alnının akıyla taşıyanlara ne mutlu. Benim öğretmenlerime ne mutlu…

Bir grup oyunundan sonra; çocuklardan bu oyundan öğrendikleri ile ilgili bir yazı istemiştim. Bir öğrencim yazısının sonuna “Tuğba Öğretmen demek; sevgi demek!” yazmıştı. Yanıtını sana ömrümce vermeye hazırım yavrum: Sevgi sen demeksin, çünkü ayna yansıtandır sadece, Bana yansıyan sensin…

Yerinde duramayan bir öğrencim, herkes tarafından acımasızca itildikten sonra; benim ona sevgiyle sarılmamdan, değer veriyor olmamdan çok etkilenmişti. Ağlayarak “Siz olmasaydınız bu okula gelmezdim!” dedi. Çok acıtmıştı herkes canını, oysaki kendini kontrol edemiyordu. İstediği sadece anlaşılmaktı…

Çocuklarım benim…

Çocukları eğiten, büyüten, olgunlaştıran, hayata hazırlayan sadece sevgidir. “Çocuğu sevmek” demektir öğretmen olmak. Adımız öğretmen değil “SEVGE-seven kişi-“ olmalıydı.

Severseniz anlarsınız!
Severseniz özgürleştirirsiniz- özlerini gürleştirirsiniz!
Severseniz hayatı tanımasına, acılarını da olgunlukla yaşamasına yardımcı olursunuz!
Severseniz değer verirsiniz!
Severseniz büyütürsünüz!
Severseniz öğretebilirsiniz!
Severseniz ruhunda sesten öte iz olursunuz!
Severseniz ona sevmeyi öğretirsiniz!

SEVMEZSENİZ SADECE PARA KAZANIRSINIZ!
Çocuklarımız aynalarımızdır. Neyi yansıtıyorsak kalbimizle, karşımızda onu görürüz. Onlar aileleri ve bizlerin ortak eserimizdir. Çocuklarımız aklıselim olana kadar yaptıklarının sorumluluğu, suçu ya da meyvesi bizimdir… Sulamadığımız bir ağaca meyve vermediği için kızamaz, suçlayamayız. Suçluyorsak eğer onları seviyor olma olasılığımız da pek yoktur.

Kalbinizdeki tohumlarım siz hep yeşertsin çocuklarım. Sizi çok seviyorum. Kalbim sizin!..

Write a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

“Kadın Olmak Üzerine Bir Derleme” Eğitim – Çorum

“Dil susarsa beden konuşur..” Soramıyoruz Konuşamıyoruz Danışamıyoruz Tabularla ayıplarla büyüyen kız …

18-24 Ay Oyun Saati

KREŞ/OKUL ÖNCESİ OYUN SAATİ ÇORUM Sağlıklı İlk Ayrılık ve Kanatlanan Çocuklar Çocuklar dünyayı deneyimleriyle …

Ankara 10-12 Yaş Psikodrama Grubumuz Başlıyor

10-12 yaş çocukluk ile ergenlik arasına sıkışılmış zor bir dönemdir. Bu dönemde çocuklara eylemsel bir yöntemle …