+90 533 301 47 86

Sosyal Medyada Biz}

Ankara Şubemiz Hizmetinizde!
2017 Mayıs itibari ile Ankara şubemizle hizmetinizdeyiz.
Ankara Şubesine Ulaşın

Çocuk Vicdanı ve Toplum

Çocuk Vicdanı ve Toplum

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

“Sevgi neredeyse Tanrı oradadır!”
Çocuklarımızı eğitirken elimizi ve kulağımızı vicdanımıza koymamız dileklerimle…

Etrafınızı şöyle bir düşünmenizi istiyorum, “vicdansız” diye öfkeyle ya da üzülerek anımsadığınız ne kadar insan var? Vicdan nasıl bir mekanizma ki insan ona sahip olduğunda birçok şeye de sahip olmuş oluyor ve ona sahip olmadığında ciddi insani değer yoksunluğu içinde oluyor?

Vicdan her bireyde doğuştan var olan, toplumsal yaşam içerisinde geliştirilen ya da köreltilen temel yaşam mekanizmalarından biridir. Doğuşta varolan bu önemli mekanizma gelişmiyorsa ve masum çocuk zalim kişiye, vicdansız bir nesneye dönüşüyorsa burada sorgulanması gereken kuşkusuz aile ve toplum sistemleridir. Çocukta evrensel bir vicdanın ya da ahlakın gelişmesinde ol oynayan iki temel faktör vardır, bunlar: çocuğun kendi ruhunda var olan faktörler ve çocuğun çevresinin etkisiyle ortaya çıkan faktörlerdir. Çocuğun kendi ruhunda var olan faktörler bireyin dünyaya geldiğinde kendisinde bir eğilim olarak bulunan temel unsurlardır. Hans Zulliger vicdanın yaradılışta var olduğunu söyler, ve ekler “Eğer bu eğilim insanda var olmasaydı, hiçbir eğitim başarıya ulaşmazdı.” Buradan hareketle vicdan eğitiminde yaradılışta var olan temel eğilimin üstüne “çocuğun çevresi” olarak (okul, aile, mahalle, sosyal ortamlar vb.) doğru taşları koymalıyız ki, bireyin evrensel vicdan gelişimine doğru ilerlemesini sağlayabilelim.

Vicdanlı bir insan nasıl biridir?
Vicdanlı insan; eylemleri hakkında kendini yargılayan, onaylayan, hesap soran, suçlayan ve hatır, gönül, hoşgörü, merhamet, dostluk, iltimas vb. tanımadan hükümler veren öznel bir bilince sahiptir. Vicdanlı insan sevdiği kişiye karşı ne kadar dürüstse sevmediği kişiye karşı da o kadar dürüsttür. Yani dürüstlük, iyi niyet, hasetten uzak durma, dedikodu yapmama, iftira atmama, hoşgörü, doğruluk vb kişilik özellikleri kişinin çevresindeki olay, kişi ya da durumlara göre değişmez. Vicdanlı insan kuyu kazmaz, iftira atmaz, zarar vermez, onun kartları daima açıktır. Birine zarar vermek için attığı her adımda onu yargılayan bir iç ses vardır. Ne korkuyla vazgeçer ne kaygıyla, o sadece içsesini duyabildiği için vazgeçer. Onun tek ışığı ruhundaki vicdanın verdiği sorumluluk duygusu, tek hakimi vicdanıdır. Vicdanına hesabını veremeyeceği eyleme adımını atmaz.

Vicdan nasıl kazanılır?
Hans Zulliger bu konuda “Eğer bir insanda sevme yeteneği yoksa o insan eğitilememekte, hemcinsleri için sorumluluk duygusu taşımamakta, vicdansız olmaktadır.” Demektedir. Anlaşılan o ki; vicdan gelişimin temel yapı taşı kuşkusuz sevgidir. Çocuk anne-babasından gerçekten sevmeyi –karşılıksız, doyum beklemeksizin sevmeyi- de öğrenebilir; kullanmayı, sürekli bir doyum çabası içerisinde iletişime geçmeyi de öğrenebilir. Oysaki sevgi en sıkıntılı, en hoşa gitmeyen zamanlarda bile bireyin içinde var olan bir duygu, dahası bir ihtiyaçtır. Fakat yaşadığımız yüzyılın insanları olarak sevgiyi sadece hoşa giden durumlarda ortaya çıkan bir duygu olarak yaşamaktayız. İşte bu nedenle de yaşadığımız yüzyılın çocuklarının en ciddi sorunlarından biri; doyumsuzluk ve bencilliktir. Siz hiç çocuğunuzdan “Artık oyuncak istemiyorum, yeterince oyuncağım var!” vb. bir ifade duydunuz mu? Ya da “Çocuğumun yeterince oyuncağı var, yeter artık almayayım! Diyebildiniz mi? Eğer duymuşsanız ya da diyebilmişseniz hem kendinizi hem çocuğunuzu alkışlamalısınız doğrusu. Doyumsuzluk çok ciddi bir tehlikedir. Yaşamdan beklediği doyumu elde edemeyen bireyler yetiştirmek çocuklarımızın bebeklik dönemlerinde ve ilk çocukluk dönemlerinde hoşumuza gider ne yazık ki. Çocuğumuzun bizden bir şey istemesi, bir hediye karşısında ne kadar mutlu olduğuna tanık olmak, boynumuza sarılması ve bizi ne çok sevdiğini söylemesi kuşkusuz son derece gurur okşayıcıdır. Hoşumuza gitmesi aslında onlara yettiğimiz içindir. Çünkü bize göre onlar bizim biricik yavrularımız ve onlar ne isterse almalı, ne isterse yapmalıyız. Aslında bunun arka planında -açık ya da gizli- toplumsal olarak yaşayamadıklarımızı çocuklarımıza yaşatma ideali vardır. Fakat ilk çocukluğun arkasından, çocuğun aileye dönük olan yüzü yavaş yavaş topluma çevrilir: öğretmenlerine, zamanla arkadaşlarına, televizyon yıldızlarına, spor kahramanlarına ve bazen ne yazık ki yanlış alışkanlıklara, sağlıksız ortamlara, çetelere… Ergenlik döneminde, kararları değil sadece istekleri olabilecek yaştaki çocuklar (kimi zaman 20’li yaşları bile bulur bu durum) hayatları için çoğunlukla yanlış kararlar alırlar ve bizler çoğu zaman bu acı duruma seyirci kalmaktan öteye gidemeyiz. Çünkü ergenlik dönemindeki bireye, çocuğumuza yettiğimiz gibi yetemeyiz. Küçük çocuğumuzun bize verdiği izni ergen çocuğumuz vermez. Tezat odur ki: Çocukken bir şey istediğinde mutlu olduğumuz bireyler, ergenlik ve sonrasında bizi mutlu etmek için istememelidirler. Dolayısıyla şartlı sevginin ve dahası sevgisizliğin, ağır cezaların olduğu ortamlarda büyüyen çocuklar dış seslerin çokluğundan içseslerini fark edemeyip, vicdan geliştiremeyebilmektedirler.

Vicdan toplumsal yollardan geliştirilen bir mekanizmadır. Dolayısıyla toplumsallık duygusuna ulaşamamış kişide vicdandan kaynaklanacak duygulara da haklı olarak rastlanamaz. Toplumsallaşamama, vicdan gelişimindeki eksikliğe, bu da topluma öfke duymaya neden olur. Bu durumdaki birey tolumdan intikam almak için yanlış yollara başvurur. Şiddet uygulamak, çeteler kurmak, madde bağımlılığı, hırsızlık, cinayet vb. karşısındakine ve topluma zarar verme güdüsü barındıran her türlü eyleme başvururlar. Bunun altında “Toplum beni soyutlarsa ben de kendime yeni toplum oluştururum!” içgüdüsü vardır. Toplumda vicdansız olarak nitelendirilen insanlara bakıldığında hepsinde ortak olan temel şeyin acıma duygusunun yoksunluğu, merhametsizlik olduğunu kolaylıkla görebiliriz. Vicdansız bireyler genellikle acımasızdır, iftiracıdır. Düşünmeden tartmadan zarar verir. Bu zarar başkasına olduğu kadar kendinedir. İntikam peşindedir, yarışı hiç bitmez. Haset duygusu peşini bırakmaz. Yaptığı kötü eylemlerin ardından içi acımaz, rahatlar. Ve sonunda yalnızlaşırlar. Çevrelerinde kimse kalmaz, arkadaşı, eşi, dostu, ailesi… Kimse….
Kendinden ve kendine benzeyenden öte kimseleri kalmaz.
Bu insanlar olasılıkla;

Sevilmediklerini hissettikleri için kimseye güvenememişler,
Güvensiz bir ortamda toplumsallaşamamışlar,
Bekledikleri ilgiyi göremedikleri için kendilerini sevememişler,
Kendilerini sevemedikleri için kimseyi sevememişlerdir!
Oysaki: “Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır!” (Tolstoy)

06 Temmuz 2016
957 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Tuğba YÜCEL Tuğba Yücel - DoktorTakvimi.com