+90 533 301 47 86

Sosyal Medyada Biz}

Ankara Şubemiz Hizmetinizde!
2017 Mayıs itibari ile Ankara şubemizle hizmetinizdeyiz.
Ankara Şubesine Ulaşın

Çocuk Dili

Çocuk Dili

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

Çocuk Bize Ne Söyler?

Çocuk; kimi zaman anlaşılması su kadar apaçık, kimi zaman çetrefilli bir bulmacadan daha zor olan yegâne varlıktır. Kimi zaman yorar dururuz kendimizi anlamak için kimi zaman anlatıverir kendini bir çırpıda.

Birçok aile çocuklarının birçok davranışını değiştirmek için büyük bir arzu içindedir. Ailelerin çocuklarında değiştirmek istedikleri, sürekli şikâyet ettikleri şeylere bakıldığında şunlar sıralanan şikâyetlerden bazılarıdır:

• Hiç yerinde durmuyor
• Beni hiç dinlemiyor
• Ödevlerini yapmıyor
• Ben yapmazsam hiçbir işini yapmıyor; o kadar ki çantasını okuldan gelir gelmez kapının önüne bırakıyor ve biz almazsak asla almıyor.
• Yemek yemiyor
• Markette beni rezil ediyor
• İnadından yoruldum
• Mümkün değil dediğim hiçbir şeyi anlamıyor
• Hala bizimle aynı yatakta\odada uyuyor
• Yapmadığımda ağlama krizi geçiriyor
• Gözlerini kırpıyor sürekli
• Televizyonun başından kalkmıyor
• Bilgisayar onun tüm yaşamı gibi, gözünü hiç ayırmadan saatlerce başından kalkmıyor
• Tırnaklarını yiyor, elini ağzından alamıyorum, ne dediysem olmadı
• Kimseyle konuşmuyor, sanki bu dünyadan değil bizim çocuk,
• Hakaret ediyor, söylediği sözleri ah bir duysanız!
• Oyuncaklarını hiç toplamıyor
• Kardeşi ile sürekli kavga ediyor
• Bir gün izleseniz bizi siz de anlarsınız ne demek istediğimizi (En çok söylenen)

Peki çocuk tüm bunları başka hiçbir etkenin rolü olmaksızın nasıl yapabilir? Davranışsal sorunları çocuk kendiliğinden nasıl öğrenmiş ve geliştirmiş olabilir? İğneyi çocuğumuza çuvaldızı kendimize batırmamızın gerekliliği kesindir.

Çocuğumuzda tahammül edemediğimiz davranışları değiştirmek istiyoruz. Ağırkanlı olmalarını, yapılması gereken görev ve sorumluluklarını anında yapmalarını, bize genel olarak hiçbir konuda sorun çıkarmamalarını, çocuk olmadan yetişkin olmalarını, gül gibi geçinip gitmeyi istiyoruz. İstiyoruz istemesine elbette ama bunu isterken neleri kaçırıyor, neleri unutuyoruz acaba?

Öncelikle karşımızdaki varlık büyüyen, gelişen, olgunlaşan ve kimi doğal gelişim evrelerinden geçen, yaşamayı öğrenen, kendince bir ilişki ve iletişim yolu arayan bir varlıktır. Erikson’un gelişim evreleri açısından çocuk gelişimi değerlendirildiğinde, her bir gelişim döneminde çocuğun yaşamsal güçler edindiğini ya da edinemediği görürüz. Sağlıklı bir gelişim sürecinde edinilmesi gereken yaşamsal güçler edinilmediğinde güçsüzlükle başlanan çocukluk, zorluklarla devam eden ergenlik ve ergenlik sürecinin nasıl yaşandığına göre sağlıklı ya da sağlıksız yetişkinlik süreçleri genel olarak bizleri beklemektedir. Gelişim evrelerine ve her bir evrenin çocuğumuz kattığı yaşamsal güçlere bakıldığında şöyledir:

0-1 Yaş: Temel Güven Duygusuna Karşı Güvensizlik dönemidir. Çocuk annesiyle sağlıklı bir ilişki kurmuşsa, gereken sevgi ve özeni almışsa, zor durumda kaldığında annesinin kendisinin yanında olduğunu hissetmişse çocuk güven duygusu ile bir sonraki yaşına adım atar. Bu süreçte çocuk güven duygusu kazanmışsa önemli bir yaşamsal güç olan umut gücünü de kazanmış olur. Bu dönemde gereken güven duygusu ve sevgiyi alamayan çocuklar bir sonraki yaşa genellikle güvensizliğe bağlı olarak karamsarlık duygusu ile adım atarlar.
1-3 Yaş: Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç dönemidir. Bu dönemde çocuk merak duygusu ile doludur. Çocuğun merak duygusunun desteklenmesi ve bastırılmaması gereken bir dönemdir. Bu dönemde uyku düzeni, tuvalet alışkanlığı, emme, emzik vb bağımlılıklarının uygun biçimlerde bitirilmesi çok önemlidir. Uygun biçimde desteklenirse kazandığı özerklik duygusu ona irade yaşamsal gücünü de kazandırır. Bu dönem baskıyla ve desteklenmeden geçirilirse çocuk kararsızlık özelliği ile bir sonraki döneme adım atar.
3-6 Yaş: Girişimciliğe Karşı Suçluluk dönemdir. Bu dönemde çocuk keşfettiklerini kendi düş dünyasıyla bağlantılı biçimde uygulamak ister. Sürekli soru sorar, bağımsızca istediği yerde istediği şeyi yapmak ister. Kendince amaçları vardır. Bu dönemde desteklenen çocuk amaç yaşamsal gücü kazanır. Girişimci bir ruh edinir. Aksi halde ise genellikle attığı her adımda kendini suçlu hisseden amaçsız bir çocuk olarak bir sonraki döneme adımını atar.
6-12 Yaş: Üretkenliğe Karşı Aşağılık Duygusu dönemidir. Bu dönem çocuğun öğrenmeye aç olduğu eşi bir daha zor rastlanacak kadar şevkli ve istekli olduğu bir dönemdir. Okul çağına gelen çocuk, sosyal ortama ve öğrenilecek bir sürü şeye sahiptir bu dönemde. Bu süreçte çocuğun iş yapıcılığı, üretkenliği ne kadar desteklenirse çocuk o kadar güçlü bir biçimde büyür gelişir. Yaşamsal gücü işe yararlık duygusudur. Desteklenmeyen ve başarısızlıkları sürekli vurgulanan, aşağılana çocuk ise işe yaramazlık duygusu ile bir sonraki süreç olan ergenliğe koşar.

Ergenlik dönemi kimlik kazanımı dönemdir. 0-12 yaş sürecini yaşamsal güçleri olmadan geçiren ve ergenliğe olumsuz kazanımlarla ulaşan çocuk fırtınanın içinde yolunu bulmaya çalışan gemi gibi oradan oraya savrulur. (Ergenliğe daha sonra değinilecektir.)

Çocuk yaşamsal güçlerle büyüyorsa ailenin tahammül edemediği davranışlar hem somut hem de soyut olarak daha az olacaktır. (Ailelerin sorunlu olarak nitelendirdiği davranışların hiç olmaması da bir sorundur. Bu tür davranışlar gelişimin gereği olarak vardırlar. Önemli olan doğru tutum ve davranışlarla kökleşmelerini engellemektir.) Çocuğumuzun sergilediği davranış sorunlarına bakarken “sorun” söylemi ile değil “çağrı” söylemi ile bakabilmek son derece işlevsel olacaktır. Yukarıda sıralanan şikâyetleri davranış olarak yapan çocuk bize ne söylemektedir? Sorusu, ebeveyn-çocuk ilişkisinin gelişimi açısından hayati önem taşır. Çocuğunun davranışının altındaki gerçeği görebilen ebeveynler ne yapmaları gerektiğini daha kolay kavrarlar. Fakat tüm sorunu çocuğa atfeden ve elini taşın altına koymayan ebeveynler “sorun”u çocuğun sorunu, “suç”u çocuğun suçu olarak algılarlar. Bu algı var olan çağrı davranışının artmasına ve hatta kökleşmesine neden olabilme tehlikesini de içinde barındırır. Sesini duyuramadığını gören çocuk\ergen daha güçlü sesle bağırmaya başlar; daha çok tırnak yer, daha çok ödev sorunu yaşar, daha çok evden kaçar, yemek yeme sorununu daha da artırır, daha çok öfkelenir, söylediği kırıcı sözlerin miktarı, sorunlu davranışın oranı ve düzeyi gün geçtikçe daha da artar. Arttıkça ebeveyn çocuğu daha çok suçlar, daha çok kızar; ebeveyn kızdıkça çocuk daha çok yapar. Bu kısır döngü bir uzman “DUR!” diyinceye kadar sürer gider. Bu biçimde birçok ebeveyn çocuğundan, birçok çocuk ebeveyninden olur.

Çocuklarımızın bize ne söylemek istedikleri çok önemlidir. Bunu duyabilmek çok daha önemlidir. Çocuklarımız bize genellikle onları görmemizi, onların duygularına, düşüncelerine ve eylemlerine saygı göstermemizi, onları gerçekten sevmemizi söylerler. Biz onları duymadığımızda ise hırçınlaşır, öfkelenir, içine kapanır yani bir şekilde bize kendilerini anlatmanın yolunu bulmaya çalışırlar.

Unutmayalım ki; sorunlu çocuk yoktur, sorunlu aile sistemi vardır. Çocuğumuz bizim farkında olduğumuz ya da olamadığımız tutum, duygu ve davranışlarımızın bir aynasıdır. Onlara tüm yargılarımızdan sıyrılarak baktığımızda olsa olsa kendimizi görürüz.

Bakabilmek ve görebilmek dileklerimle

06 Temmuz 2016
913 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Tuğba YÜCEL Tuğba Yücel - DoktorTakvimi.com