0533 614 78 80

Sosyal Medyada Biz}

Ankara Şubemiz Hizmetinizde!
2017 Mayıs itibari ile Ankara şubemizle hizmetinizdeyiz.
Ankara Şubesine Ulaşın

Başarı Herşey Değil

Başarı Herşey Değil

Tuğba Yücel
(Pedagog\Psikoterapist)

40’lı yaşlara gelmişsiniz. Hayatınıza dönüp bir bakıyorsunuz ki, ‘boşa geçmiş bütün yıllar’. Hem genç hem de öğrencisiniz. Başarmak zorunda olduğunuz bir çok sınav var, ders çalışamıyorsunuz, ya da nasıl ders çalışılır onu bile bilmiyorsunuz. Anne-babasınız; 6 yaşındaki çocuğunuza ödev yaptıramıyorsunuz, minicik çocukla sürekli çatışma halindesiniz.

Hakimiyet’te her hafta perşembe günleri kendi alanında yazıları çıkan Psikolojik Danışman Tuğba Yücel ile yaptığımız söyleşide, bunları ve daha fazlasını konuştuk. Yakın zamanda Tayşi İş Merkezi’nde hizmete giren ‘İçgörü Eğitim&Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde her yaştan danışanına kendi deyimiyle ‘psikolojik sağlamlık’ desteği veren Tuğba Hoca, günümüz insanının en büyük eksiğinin ‘içgörü’ yani ‘kendi kendisiyle yüzleşme’ olduğunu söylüyor. Tuğba Hoca bir şey daha söylüyor: “Bir kez hayatınıza içgörü ile baktınız mı, hayatınız büyük ihtimalle eskisinden çok farklı olacak.”

Ne kadar cesaret gerektiren ve sürprizlerle dolu bir deneyim değil mi?

Gülesin Ağbal DEMİRER

Günümüz insanının yönünü tamamen dışarıya çevirdiği bir zamanda siz ‘İçgörü’ adıyla bir psikolojik danışmanlık merkezi açtınız. Nedir içgörü?
Bizim alanda hizmetin amacı, içgörü. İçgörü, insanın kendini görmesi, kendiyle kucaklaşması demek. Bugün hep dışa odaklıyız. O ne dedi, bu ne dedi telâşındayız. Bu kadar dışa odaklıyken birlikte de değiliz. Hani aşırı derece bir taraftan bireyseliz, bir taraftan da başkaları için yaşıyoruz. İçgörü farkındalıktır. Buraya gelenlere; ‘farkındalık süreci olacak ve bu süreç acı olacak. Bu hizmetten şunu beklemeyin; şunu yap, bunu yap. Senin hayatına ben yön vermeyeceğim. Sen farkına varacaksın” diyorum.

Kendini tanımak diyebilir miyiz içgörüye?
Kendini gerçek anlamıyla tanımak, kendiyle yüzleşmek, acısıyla, umutsuzluklarıyla yüzleşebilmek. 40 yaşında bir insan, geriye dönüp baktığında boşuna yaşanmış bir hayat görüyor meselâ. İçgörü onun farkına varmasını sağlıyor. Bu noktadan sonra ister farkındalığıyla farklı bir hayat yaşamayı tercih eder, ister aynen devam eder. Ama insanların yolu bu noktaya uğradıktan sonra pek aynısı gibi devam etmiyor hayat. Bu da bizim için çok önemli.

İçgörü her insan için gerekli sanırım.
İnsanın farkındalıkla büyümesi için iyi bir aile şart. İyi bir aile; çocuğunu sadece seven değil, onun gerçekten gelişmesine, büyümesine, kendi ayakları üzerinde durmasına destek veren aile demek.

O halde ailelerde mi bir sıkıntı var?
Bir çok insan çocuğunu tanımıyor zaten. İnsanlar geliyor, çocukları değerlendiriyoruz. Arkasından çocukla ilgili gözlemleri aktarıyorum. Bir çok insan şunu diyor; “Hocam ben yıllardır bu çocukla yaşıyorum, bu kadarını farketmedim”. Çünkü anne babaların çocuklarını ‘çok iyi’ algılama eğilimi var. Özgüven meselesini çok önemsiyorum. Bir kesim var çocuğuna ‘hiçbir şey yapamaz’ diyor, bir kesim de var ‘herşeyi yapar’ diye büyütüyor.

Ortada bir yol mu olması lâzım?
Daha doğrusu ortada bir yol değil, çocuğun çıtası neyse o. “Benim çocuğum şu kadarını yapar, gerçekten potansiyeli bu. Şunları da yapamaz. Ben bunu kabul ediyorum.” Yapamadıkları ile ilgili tabiki uğraşacağız, mücadele deceğiz, ama olmuyorsa da onu kabulleneceğiz.

Herkes herşeyi başaracak diye de bir şart yok.
Kesinlikle. Zaten dört dörtlük insan, mükemmel insan olma hedefi hastalıklı bir düşünce. Öyle bir insan modeli yok. Sonuçta insan eksikleriyle, hatalarıyla var olması gereken bir varlık. O yüzden eksiklerimizi, hatalarımızı sevmek zorundayız, onları geliştirebilmek için. Benim çocuğum herşeyi yapar anlayışıyla büyütülen bir çocuk 20’li yaşlarda, yeni yeni hayatın gerçekleriyle yüzleşmeye başladığında tosluyor. Bu çok daha büyük bir acı. Aslında zaten gelişime bakarken doğumdan itibaren bakmak çok önemli. Belirli bir noktadan sonra da yaraları tamir etmek, var olan süreci değiştirmek için mücadele etmek gerekiyor. Çocuklar bu alanda çok güçlüler. Değişime ve gelişime çok açıklar. Kilit nokta anne-baba.

Anne-babaların değişimi daha mı zor?
Evet. Cesaret gerektiren bir şey değişmek, değiştirmek. Kökleşmiş şeyler var. Bazen de çok basit bir şey söylüyorsunuz, bu davranış devam ederse, çocuk ergenliğinde şu sıkıntıları yaşayabilir diyoruz. Bunlar söylendiği halde o davranışta ısrar ediliyor. Çünkü aile alıştığını yapıyor. Değişime direnç var. Değişmekten korkan bir yapımız da var.

Merkez’de izlediğiniz yöntemi biraz anlatır mısınız?
Öncelikle burası psikolojik danışmanlık merkezi. Çocuk, yetişkin, anne baba bir çok insanın çok ciddi anlamda ihtiyaç duyduğu bir şeydi. Eskisi gibi psikoloğa gitmek, psikolojik danışmana gitmek bir ‘delilik’ gibi düşünülmüyor. Bu anlayış bayağı kırıldı. Çorum eğitime, kadına, çocuğa gerçekten destek veriyor. Valisiyle, yerel yönetimiyle yapılan çok güzel çalışmalar var. Böyle bir merkeze ihtiyaç duyan insanlar da var. Çünkü bu da eğitimin bir parçası. ‘Psikolojik sağlamlık’ diyorum ben. İllaki bir sıkıntının, bir hastalığın olması gerekmiyor bu merkeze gelmek için. Psikolojik danışmanlık hizmeti zaten insanı geliştirme hizmetidir.

Danışanlarınızdan yola çıkarsak en çok gördüğünüz sıkıntı, sorun ne?
Daha çok çocuk, ergen danışanlarımız, üniversite öğrencilerinden gelenler var. Her yaştan danışan olabililyor. Çünkü ailelerin tıkandığı bir konu; bugünün çocuklarına yetebilmek, sorularına cevap verebilmek zor açıkçası.

Çocukla-ebeveyn arasındaki çatışma bizi neden bu kadar çok uğraştırıyor?
En çok gördüklerimden size örnek verebilirim. Annenin çalışması güzel bir şey. Çalışan anne bir tane ya da maksimum iki çocuk yapıyor bugün. Biz 3-5 çocuklu ailelerde yetiştik. Sorunlar çok daha hızlı tolere ediliyordu. Sadece senin sorunun değildi bir sorun. Günümüzde çocuk evin tek çocuğu. Genel bakış; o çocuk çok iyi büyüsün, yetişsin. Bunun arkasından ‘çok sunmak’ geliyor. Herşeyi vermek, herşeyi vermek. Hiç bir eksiği olmasın. Çocuk zaten istemenin ne demek olduğunu bilmiyor. Veriyoruz, veriyoruz, ama işte belli bir noktadan sonra tıkanıyoruz, çünkü verecek bir şeyimiz kalmıyor. Çocuk bu sefer hiç veremeyeceğimiz şeyler istiyor. Çocuk evin merkezinde, ne isterse oluyor. Ama pat diye 6 yaşında okula gitti. Ödev var, yazı var, kitap okunacak, bir sürü sorumluluk var. Bugüne kadar hiç sorumluluk almadı. Çocuklarının çok iyi, başarılı olmasını istiyor anne-babalar. Ama sorumlu da yetiştirmedik. O zaman çatışma; ‘ödev yapmıyor bizim çocuk.’ Bugüne kadar merdiveni bile tek başına çıkmadı ki o çocuk, nasıl ödev yapsın. Çocuklarımıza yüklediğimiz anlamların değişmesine bağlıyorum ben bunu.

‘Tek olsun, iyi yetiştireyim’ derken çocuğa kötülük mü yapıyoruz bilmeden?
Çok hassas bir nokta. Bir veya iki çocuğu var ama mükemmel yetiştirmiş aileler de var. Akademik başarısı yüksek, yaşam başarısı düşük çocuklar çok fazla. Ama ikisini de dengeleyen, çocuğu zorluklarla da karşılaştıran, bir takım sorumlulukları ona daha küçüklüğünden itibaren veren-6 aylık bir bebek bezini getirebilir örneğin-, çok güzel yetiştiren anne babalar tabiki var. Ama ne kadar var? Kaş yapacağım derken bazen göz çıkarıyoruz. Anne babalar birazcık kendi duygularını tatmin etmeye çok odaklılar.

Biraz gizli bir bencillik var sanki burada.
İçgörü eksikliği. Ben seminerlerime başlarken şöyle başlarım, ‘neden çocuk yaptınız?’ Hiç düşündünüz mü, çocuk yaparken, benim bu çocuğu yapmaktaki hedefim, amacım ne? Bir çok insan annelik duygusunu tatmak için çocuk yapıyor. Eğer öyleyse, duygularımı tatmin etmek için de o çocuğu büyütürüm. Çocuk yaparken temel nokta ‘iyi insan yetiştirmek’ olmalı bana göre. Kendini seven, kendinin farkında olan ve kendine, yaşamına bir şey katan. Gelişen, büyüyen, zenginleşen, iz bırakan insanlar yetiştirmek. Buradaki eğitim anne babanın eğitimi. Anne babanın üniversite mezunu olması da değil.

Hayat bilgisi gibi bir şey mi?
‘Doğruyu bulma’ hasleti her insanda var. Ama kimi kullanıyor, kimi kullanmıyor. Benim annem ilkokul mezunu. Çocuğum olursa annemden farklı yetiştirmeyeceğim. Bir çok noktayı annem gibi yapacağım. Bu üniversite mezunu olmakla, çok okumakla olan bir şey değil. Kişisel gelişim kitapları okuyorlar örneğin.

Ne düşünüyorsunuz kişisel gelişim çığırı ile ilgili?
Bir bilim vardır, bir de şarlatanlık var. Bu tür şeyler, işin şarlatanlık kısmı. Bugün çok var piyasada. Kişisel gelişim, NLP, yaşam koçu, öğrenci koçu, 10 adımda şunu başıyoruz; yok böyle bir dünya. Karşınızdaki bir robotsa böyle bir dünya var, evet. Karşınızdaki insansa, her insanın kendi içinde farklılıkları varsa öyle bir şey olamaz. İnsanı yadsımak diye düşünüyorum ben öyle şeyleri. ‘10 adımda şunu yapalım, 52 adımda etkili iletişim,’ insanlar bunlardan en fazla bir yıl etkileniyorlar. Dahası da yok. Üstün Dökmen hocamın dediği gibi ‘kişisel değil toplumsal gelişmek’ gerekiyor. Ben gelişirken başkalarını da geliştireyim, onlara da dokunayım. İnsanların yaşamlarına dokunmak için böyle bir işe kalkıştım ben. Bir arkadaş ‘10 yıl sonraki hedefin ne’ dedi. Bugünkü hedefim insanların yaşamına dokunmak, 10 yıl sonraki hedefim daha çok insanın yaşamına dokunmuş olmak. Daha çok insanın bir gün bir yerlerde ‘böyle bir hizmet aldık, o hizmet sayesinde şu noktadayız’ diyebilmeleri benim için önemli olan.

Siz kendi sorunlarınıza nasıl yaklaşıyorsunuz, içgörü ile mi?
(Gülüyor). İnsan eğer hayattan keyif alıyorsa, tatminse yaşadığı hayattan, çok şey beklemiyorsa, yaptığı işi de çok seviyorsa açıkçası çok büyük problemler yaşamıyor bana göre. Ölüm karşısında bütün hayatınızı karartabilirsiniz ya da yaşam kadar doğal olduğunu düşünüp yolunuza devam edebilirsiniz. Ölen kişinin yakınlığı, yaşanmışlıkları çok etkilidir ama eğer kişi kendiyle ilgili farkındalıkları, içgörüsü yeterince varsa, sorunları açılmaz olarak görmez. Benim kişilik yapımda sorunları açılmaz görme gibi bir yaklaşımım yok. Çok büyük beklentilerim de olmadı. Durum böyle olunca, zaten yaşama ihtimaliniz olan sorunlar azalıyor. İkincisi psikodrama terapistiyim aynı zamanda. İnanılmaz bir yöntemdir. 5 yıldır eğitimini alıyorum. Aslında bir grup terapisi yönetimi. İnsanın hayatının tiyatrosu denebilir. Yaşadığı zorlukları sahnemiz var ve o sahnede yeniden yaşıyor, yeniden bakıyor. Tam içgörü. Uzağa gidip yaşadıklarına tekrar tekrar bakıyor. Hayatın bilgece yorumlanması. İnanılmaz bir içgörü var. 3-4 yılı tamamen kendisini keşfetmesi, kendi sorunlarını halletmesiyle ilgili bir eğitim. Yorulduğum noktaları grup terapisi içinde konuşuyoruz, hallediyoruz. Çünkü tükenmişlik, yorgunluk çok fazla bu alanda. Yorulmuşluğu en aza indirmek kişinin de ancak kendisini desteklemesi ile mümkün oluyor.

‘Herkes kendi gerçeğini görmeli’
Psikolojik sağlamlık desteği verirken uyguladığınız yeni bir model var mı?
Çalışma noktamız ‘insan’. O yüzden her insana şunu yapıyorum demek, insanı makineleştirmek olur açıkçası. İhtiyaçlara yönelik yöntemlerimiz oluyor. Örneğin çocuk 8. sınıfta sınava gidiyor, kaygısı var, konu eksikleri fazla, anneyle çatışıyor, ders çalışamıyor, yüksek hedef koyuyor kendine, hiç oraya gidemeyecek ama hedefi orası. Temel noktamız gerçekçi olmak. İnsanlara sizi kandıramam diyorum. Çocuğunuzu gerçekçi gözlerle göreceğiz. Birbirimizi kandırırsak hepimiz kaybederiz. O çocukla öncelikle gerçeği görüyoruz. Bizim gerçeğimiz nedir, bir kere bir çoğu nasıl ders çalışılacağını, nasıl tekrar yapılır, nasıl ödev hazırlanır bilmiyor. Bunlara bakıyoruz birlikte. Kendi istedikleri şekilde, çocukların çıtalarına göre… Şu tür programları hiç bir zaman yapmam; “şu saatte şunu yap, aman televizyondan, bilgisayardan uzak dur.” Böyle bir program gerçekçi değil, bugünün çocuğuna da uygun değil. Danışanlarıma, ‘sen ne yapabilirsin’ diye sorarım. Okuldan geldin, tam 6 saatin var. Bana de ki, şu 6 saatin şu kadarını çalışmaya ayıracağım. Onun istediği noktadan başlamak çok önemli. Sonrasında bu yavaş yavaş artıyor. Hiç bir zaman 6 saatin 5’ini çalışması mümkün değil. O çocuk yaşayacak, düşecek kalkacak, arkadaşıyla birlikte olacak. Yaşamdan kopmayacak bir taraftan. Açıkçası en çok dikkat ettiğim noktalardan biri bu. Küçük bir çocuk geliyor, yoğun kardeş kıskançlığı var. Ona o yönde çalışıyoruz. Öyküleri var, anne babalarıyla yapılması gereken noktalarla ilgili konuşuyoruz. Bu bir sandalye gibi. Her ayağına dokunmak lazım. Tek ayağına dokunarak olacak bir şey değil. Ya da yetişkin biri, yıllardır biriktirdiği sıkıntılarla geliyor. Meslek tercihiyle ilgili yardımlarımız oluyor. Bugün hâlâ bir çok insan puanım zayi olmasın diye meslek seçiyor. Of diyerek değil, oh diyerek gideceğiniz bir iş olsun diyorum. Hem başarılı, hem de mutlu olursunuz. Bunun testleri var. Yapamayacağı bir şeye çocuğu yönlendirmenin bir anlamı yok. Onları değerlendiriyoruz. Sürecin içine aileyi de katıyoruz. İnsanların hayatta sadece başarılı olmalarına değil, bir taraftan da keyif almalarını, mutlu, huzurlu olmalarını sağlayacak şekilde düzenlemeler, yönlendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Burada hep kişi önemli. Ben değilim önemli olan.

http://www.corumhakimiyet.net/Kategoriler/13139/Cumartesi-Pazar.Aspx

06 Temmuz 2016
268 kez görüntülendi

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZIN

Tuğba YÜCEL Tuğba Yücel - DoktorTakvimi.com